Pelin Karahan: İçsel Dinginliği ve Tutkusu İle Kendi Yolunu Çizen Bir Kadın


Çekim günü boyunca etrafa yaydığı pozitif enerji ve sıcacık gülümsemesiyle Pelin Karahan, sadece kamera karşısında değil, bulunduğu her ortamda ışıldıyor. “Hayallerimi gerçekleştirmeye başladığım, ufak ufak atılımlar yaptığım bir dönemdeyim.” diyen Karahan, her yeni deneyimi tutkuyla sahipleniyor. Oyunculuk kariyerinde yer aldığı her projenin hakkını veren güzel oyuncu, çok yönlülüğü ve üretkenliğiyle de hayatına mutluluk ve anlam kattığını her haliyle hissettiriyor. Modaya ise kendi filtresinden bakan Karahan, “Trend diye bir şeyi almam; kendime yakışması önemli.” diyerek özgün stil anlayışını da ortaya koyuyor. İçsel dinginliği ve yüksek aurasıyla enerjik bir duruş sergileyen Karahan’ın hikayesi, ilham almak isteyen herkese açık bir davet niteliğinde.
Röportaj Yasin Buğra Levent Fotoğraflar Rahmi Ark Video Fatih Kurut Moda ve Güzellik Direktörü Çağla Küçükdereli Styling Gönül Soyçeri Saç Sayit Esen Makyaj Hidayet Korkmaz Kurumsal İletişim Mine Gündüz Mekan Orient Occident Hotel Prodüksiyon Nutek Studio
Kariyerinde dönüm noktası olan “Kavak Yelleri” ile milyonların kalbinde taht kuran Pelin Karahan, bugün de samimiyeti ve sahiciliğiyle yoluna güçlü adımlarla devam ediyor. Ekrandaki başarılı projelerin ardından, geçen yıllarda “Şaşırt Beni” adlı oyunla tiyatro sahnesine adım atan ve tiyatronun hayatında yer almasını istediğini dile getiren Karahan, sanata duyduğu tutkuyu resme ve sergi hayaline de taşıyor. “Gerçek hayatta karşımıza hiç çıkmamış, belki de asla çıkmayacak bir hikâyeyle, bir duyguyla yüzleşebiliyoruz.” sözleriyle oyunculuğun en büyüleyici yönüne yeşil ışık yakıyor. Hayatına kattığı her rengi, samimiyetle ve tutkuyla anlatan Pelin Karahan’ın keyifli yolculuğunu keşfetmeye hazır mısınız?

Hayatının nasıl bir dönemindesin? Neler yapıyorsun?
Hem keyifli hem de dingin bir dönemdeyim. Arkadaşlarıma, dostlarıma, çocuklarıma, seyahatlere ve spora zaman ayırabildiğim bir süreçteyim. Hayallerimi gerçekleştirmeye başladığım, ufak ufak atılımlar yaptığım dönemdeyim.
“Kavak Yelleri”, “Muhteşem Yüzyıl”, “Kirli Sepeti” ve “Kıbrıs: Zafere Doğru” gibi projelerde seni izledik. Bu projeler arasında seni en çok etkileyen hangisiydi?
Kavak Yelleri sektördeki ilk işim. Hâlâ konuşulan ve herkesin bildiği önemli bir proje. Muhteşem Yüzyıl da global olması, işin ciddiyeti ve tarihi önemiyle benim için ayrı bir yere sahip. Bu iki dizinin yeri benim için bambaşka.
“Tanınır biri olmanın keyifli yanları olduğu kadar zorlukları da var. Ulusal ve global ölçekte yaptığınız işin pek çok insana ulaştığını görmek büyük bir mutluluk. Bu ilgiden hiçbir zaman bunalmadım, aksine keyfini çıkardım. ”
Oynadığın karakterlerden sana en yakın olan hangisiydi? Seni en çok zorlayan rol ne oldu?
Oynadığım karakterlerde kendime çok yakınlık aramıyorum ama mutlaka kendimden bir şeyler katıyorum. Zorlayan sahneler oldu. Fiziksel olarak değil ama duygusal olarak özellikle ağır, dramatik sahnelerde zorluk yaşayabiliyorsunuz. “Kıbrıs: Zafere Doğru” dizisinde de gerçek bir savaşı ve yaşanmış bir hikâyeyi anlattığımız için duygusal anlamda zorlandım. Savaşın izlerini hâlâ taşıyan bir hikâye olduğu ve özellikle çocuk kayıpları, evlerin yıkılması gibi olayları canlandırırken bunları gerçekten hissedebiliyorsunuz.
Seslendirme sanatçılığı yaptığını biliyoruz. Oyunculukla kıyasladığında sana nasıl bir deneyim sunuyor? Seslendirme yaparken en keyif aldığın karakter ya da proje hangisiydi?
Aslında çektiğimiz reklamlarda ve filmlerde dublaj olduğu zaman yaptım. Hoşuma gidiyor ve yaptıkça da öğreniyorum. Çektiğimiz dizi ve filmlerin dublajını yapmaktan çok keyif almıyorum, çünkü o an sahnede verilen sesle sonradan üzerine eklenen sesin duygusu çok farklı oluyor. Ama reklam ve film seslendirmek benim için keyifli.

Dijital platformlarda oyunculuk yapmanın televizyona göre avantajları ve zorlukları neler? Senin için fark yaratan bir yönü var mı?
Dijital projeler, başı ve sonu belli olan işler. Ne zaman başlayıp ne zaman biteceği net. Program ve teknik açıdan da daha rahat ilerliyor. Aceleniz ve reyting kaygınız yok; bu da senaryonun daha özgün ve serbest olmasına imkân tanıyor. Bu açıdan bakınca dijital projeler hem çok daha keyifli oluyor hem de globale daha rahat hitap edebiliyorsunuz. Türkiye’de ulusal kanallara iş yapınca ise reyting ve popülaritenin etkisi çok daha fazla hissediliyor.
“Trend diye bir şeyi almam; kendime yakışması, üzerimde iyi durması ve hissettirmesi önemli. Renk uyumu, çanta ve ayakkabılar, takılar gibi detaylar çok önemli. Oyuncu olmadan önce de üniversitedeyken de böyleydim.Yerine göre giyinmeyi severim; uyumsuzluktan hoşlanmam.”
Tiyatroda sahne almayı düşünüyor musun? Bir gün sahnede seni izleme şansımız olur mu?
Aslında iki sene önce bir tiyatro oyunumuz vardı. Benim için de ilk tecrübeydi. “Şaşırt Beni” oyunuydu ve bir komediydi. Eskiden tiyatroda tecrübem ve eğitimim olmadığı için yapamam gibi hissediyordum ama çok çalıştım. Ekibimiz ve yönetmenimiz de çok keyifliydi. Bana gerçekten çok şey kattı. Kariyerimde en çok keyif aldığım anlardandı. Belki en az para kazandığım ama en çok mutlu olduğum ve mesleki anlamda en çok doyuma ulaştığım andı. Tiyatroyu artık bırakmam. Dönem dönem hayatımda mutlaka olmasını isterim.

Set ortamında olmazsa olmazların neler? Oyuncu olarak çalışma düzenin konusunda hassas olduğun noktalar var mı?
Eğlenceli, politik ve keyifli bir insanım. Setlerde en çok dikkat ettiğim şeylerden biri yemek, çünkü ekstra acıkıyorum. Güzel yemek beni gerçekten motive ediyor. Bazen şartlardan dolayı soğuk ortamlarda çalışmak zorunda kalıyoruz ama ısınabilmek ve iyi yemek, motivasyonumu yerine getiriyor.
Oyunculuk dışında ilgilendiğin ya da ileride profesyonel olarak yapmak istediğin başka bir sanat dalı var mı?
Resim yapıyorum; hem yağlı boya hem de akrilik tablolarım var. Hayalim bir sergi açmak ve oradaki tasarımları markalarla bir araya getirmek. Bu hayalim için de yavaş yavaş adım atmaya başladım. Aslında resim de benim sanatımın başka bir parçası. Daha sürdürülebilir ve üretmeye yönelik bir alan olduğu için beni çok heyecanlandırıyor.
Aşkı nasıl tanımlarsın? Sence bir oyuncunun aşkı ekrana yansıtma şekli kişisel bakış açısından etkilenir mi?
Aşk, daha karşındakini ilk başta tanıdığın anın heyecanı, duygu, bağlılık ve keşfetme arzusu ile perçinleşir. İlerleyen zamanlarda ise sevgiye dönüşür. Oyunculukta insanların gerçek hayattaki aşka bakış açısının, bir karakteri oynarken onu nasıl yorumladığını etkileyip etkilemediğini daha önce hiç düşünmemiştim. Ancak oynarken kendimizden bir şeyler kattığımız için, belki de hiç yaşamadığımız bir aşkı, canlandırdığımız karakter aracılığıyla yaşayabiliyoruz. O anki duygu durumu, senaryo ve atmosfer bunu gerektirebiliyor. Gerçek hayatta karşımıza hiç çıkmamış, belki de asla çıkmayacak bir hikâyeyle, bir duyguyla yüzleşebiliyoruz. Hiç hissetmeyeceğimizi sandığımız bir şeyi, başka bir hikayede yaşıyoruz. Bu deneyim iyi ya da kötü olabilir. Oyunculuk, aslında bizim adımıza başka bir hissi deneyimleyebilmek.

“İşte bu sahne olmuş” dediğin, ekranda kendini en çok beğendiğin an hangisiydi?
Genelde “olmuş” demem. Kendimi izlerken eleştirdiğim noktalar, “Keşke böyle oynasaydım” dediğim zamanlar oluyor. Ancak partnerimle birlikte oynadığım birçok sahneyi de beğendiğim oluyor.
Bir gün kendi hikayeni yazsan, nasıl bir senaryo olurdu? Yönetmen koltuğunda seni görebilir miyiz?
Yönetmenlik ve senaristlik bana göre değil, o anlamda üreticilik konusunda bir hayalim yok. Bir gün olur mu bilmiyorum, çok da büyük konuşmamak lazım. Ama bir gün hayatım senaryo olsaydı, film değil sezonluk bir dizi olurdu.
Hayalini kurduğun bir proje veya mutlaka birlikte çalışmak istediğin bir oyuncu var mı?
Önüme gelen fırsatlar beni iştahlandırıyor. Tabii ki çok beğendiğim isimler de var. Art house dediğimiz sanat filmlerini de seviyorum, çünkü onlar daha farklı. Genellikle TV ve dijitalde aynı tarzda işler çıkabiliyor.
“Danimarka’nın yaşam tarzı da çok hoşuma gitti. Bu anlamda ülke olarak bana ilham ve keyif verdi. Bir de son zamanlarda takip ettiğim işlerden Adolescence dizisi var. Onu bir anne gözüyle izledim ve bana bambaşka bir bakış açısı kazandırdı.”

Kariyerinde senin için dönüm noktası olan proje hangisiydi?
Tabii ki ilk işim olan Kavak Yelleri. Beni insanlarla ilk buluşturan, hâlâ Aslı olarak anılmama sebep olan, sabahın altısında televizyonu açtığımda, çocukları okula hazırlarken hâlâ karşıma çıkan o dizi…
Tanınır biri olmak senin için ne ifade ediyor? Şöhretin getirdiği avantajları ve dezavantajları nasıl yönetiyorsun?
Tanınır biri olmanın keyifli yanları olduğu kadar zorlukları da var. Ulusal ve global ölçekte yaptığınız işin pek çok insana ulaştığını görmek büyük bir mutluluk. Yurt dışında, dünyanın bambaşka bir ülkesine gittiğinizde mesleğiniz sayesinde tanınmak ve bunun sevgiyle karşılanması gerçekten gurur verici. Bu ilgiden hiçbir zaman bunalmadım, aksine keyfini çıkardım. Ama elbette insanın kendini hüzünlü, gergin ya da hasta hissettiği zamanlar da oluyor. O anlarda her şeye aynı coşkuyla karşılık veremeyebiliyorsunuz. Bu yüzden daha kontrollü olmak gerekiyor; çünkü yaptığınız her hareket insanlar tarafından örnek alınıyor. Sokakta biri selam verdiğinde bazen ‘Nereden tanıyorum?’ diye düşünüyorum. Çok fazla kişiyle, çok farklı ekiplerle çalıştığımız için zaman zaman isimler ya da nerede tanıştığımız karışabiliyor.
“Spor yapmak, hem bedenen hem de zihnen kendime yaptığım en iyi yatırım. İyi beslenmek, sakin kalmak, dinginliği korumak ve kendine özel alanlar yaratmak çok kıymetli. Yaşadığımız ortamın kalabalığı, hayatın koşturması, trafik derken bazen durup yalnız kalmaya, kafayı dinlemeye ihtiyaç duyuyorum.”
Oyunculukta kendini geliştirmek için neler yapıyorsun? Yeni şeyler öğrenmek, kendini güncel tutmak için özel bir rutinin var mı?
Film ve dizi izlerken tamamen seyirci gibi izlemeye çalışıyorum; işin teknik kısmına çok kapılmadan, o sahnede bana geçen duyguya odaklanıyorum. Bazen de ‘Ben olsaydım bu karakteri nasıl oynardım?’ diye kafamda canlandırıyorum. Bu açıdan tiyatro bana çok şey kattı. Özgüvenimi yerine getirdi, oyunculuğuma yeni bir boyut kazandırdı. Hata yaptığımda onları sahnede nasıl toparlayabileceğimi, süreci nasıl çevirebileceğimi tiyatro sayesinde öğrendim. Bu işin okulunu okumadığım ve teknik eğitim almadığım için tiyatro benim için adeta bir okul oldu.

Seni en çok motive eden şeyler neler? Hayattaki en büyük ilham kaynakların kim ya da ne?
Ailem, çocuklarım ve onların sevgisi, desteği bana büyük bir motivasyon kaynağı oluyor. Arkadaşlık da benim için çok önemli; arkadaşlarımın benle gurur duyması, iyi bir şey yaptığımda bunu görmeleri ve geri dönüş almam beni gerçekten motive ediyor. Aynı şekilde, güzel bir yemek, renkler de beni harekete geçiriyor. Günlük hayatta karşıma çıkan renkli bir şeyler de motive edici oluyor. Güzel, sıcak havalar ve iyi bir spor yapmak da beni canlandırıyor. Örneğin bugün çekim yaptığımız otel de oldukça farklı ve bana ilham veriyor. Aslında motive olmak için çok fazla sebebe ihtiyacım yok.
Moda ile aran nasıl? Kendi stilini nasıl tanımlarsın?
Modayı hep biraz geriden yakalıyormuşum gibi hissediyorum. Bir şey çok popüler olduğunda, genelde ilgimi çekmiyor. Tam insanlar o parçadan sıkılmaya başladığında, eğer ben kendime yakıştırıyorsam, işte o zaman benim için anlam kazanıyor. Trend diye bir şeyi almam; kendime yakışması, üzerimde iyi durması ve hissettirmesi önemli. Renk uyumu, çanta ve ayakkabılar, takılar gibi detaylar benim için çok önemli. Oyuncu olmadan önce de üniversitedeyken de böyleydim. Yerine göre giyinmeyi severim; uyumsuzluktan hoşlanmam. Renkleri seviyorum ancak örneğin bazen de sadece kahverenginin tonlarında kombinler yapabiliyorum. Ama asla moda diye değil; bana, tenime, saç ve göz rengime yakışmayan bir şeyi, sırf trend diye tercih etmem.

Gardırobunun vazgeçilmez beş parçası neler?
Fermuarlı ya da kapüşonlu gri sweatshirtler, kot gömlek ve ceketler uzun zamandır favorilerim. Blazer ceketleri ve jean’leri de çok seviyorum. Yaz aylarında ise elbiseler vazgeçilmezim. Spor yaptığım için günlük hayatımda tayt ve sweatshirt gibi parçaları da sıkça tercih ediyorum.
Kıyafet seçimini yaparken en çok neye dikkat ediyorsun? Bir stil danışmanın var mı?
Dönem dönem çalıştığım styling’ler oluyor; bazen dizi ve film projelerinde, katıldığımız programlar ya da galalar gibi yoğun dönemlerde styling tercih ediyorum. Günlük hayatımda ise daha çok kendi tarzımda ilerliyorum. Yılın belli zamanlarında tek bir gün ayırıp alışveriş yapmak yerine, her gün alışveriş yapabilirim. Her alışverişe çıktığımda bir şeyler alıp kendi gardırobumu oluşturuyorum. Renkler ve uyum çok önemli.
Yurt içinde ve yurt dışında en sevdiğin alışveriş noktaları nereler?
Artık birçok markaya Türkiye’de de kolaylıkla ulaşabiliyoruz ama yurt dışında hâlâ keşfetmediğimiz, sadece oraya ait butik ve tasarımcı dükkanları oluyor. Oralardan alışveriş yapmayı çok seviyorum. Özellikle yalnızca orada bulunan, o şehre özgü parçalar ilgimi çekiyor. Mesela bir ayakkabı markasının sadece tek bir mağazası varsa ve orada özel ürünler çıkıyorsa, onları toplamayı çok seviyorum.
Marka takıntım yok; her yerden giyinebilirim, yeter ki kendime yakıştırayım. Günlük hayatta Zara’yı da çok kullanıyorum ama bir tasarımcının özel bir parçasını araya katmayı, bu ikisini karıştırmayı seviyorum. Baştan aşağı tek bir markanın ürünlerini giymek bana göre değil. Parçaları farklı şeylerle eşleştirmek çok daha keyifli geliyor.

Sosyal medyayı nasıl kullanıyorsun? Günlük hayatında ne kadar yer kaplıyor, favori uygulamaların neler?
Instagram’ı çok seviyorum ama son dönemde sosyal medyadan biraz uzaklaştığımı söyleyebilirim. İçinde bulunduğumuz toplumsal koşullar, hayattaki adaletsizlikler ve eşitsizlikler bazen bir şeyler paylaşma isteğimi bastırıyor. Yaz aylarında ise daha çok ilham geliyor, o yüzden paylaşım yapmayı o dönemlerde daha çok seviyorum. Instagram dışında en çok trafik aplikasyonlarını, Spotify gibi müzik uygulamalarını kullanıyorum. Telefondan radyo çok dinliyorum ve hava durumunu da takip ederim.
Sosyal medyada hayvan haklarına olan duyarlılığınla dikkat çekiyorsun. Bu konuda gerçekleştirdiğin projeler veya planladığın çalışmalar var mı?
Zamanında birçok köpeğim oldu, bu yüzden köpekler benim için çok hassas bir konu. Son zamanlarda bu tür konularda biraz daha iyi adımlar atıldığını görmek sevindirici. Ama aslında meseleye sadece hayvan hakları olarak bakmamak gerekiyor; çocuk hakları, insan hakları, hepsi bir bütün. Aktivist bir tarafım var ama zaman zaman kendi içimde durduruyorum. Bazen yaptığım çabanın bir yere varmayacağını düşünüyorum, bazen de ‘Kendi çabanı esirgeme, bir gün büyür ve bir yerlere gelir’ diye kendime hatırlatıyorum. Açıkçası zaman zaman bu konuda kendi içimde de bir savaş veriyorum.

Cilt bakımına düşkün müsün? Olmazsa olmaz güzellik ritüellerin neler?
Makyaj yapmayı ve cildimle ilgilenmeyi çok seviyorum ama günün sonunda cildimi temizlemek benim için gerçekten çok önemli. Sabaha karşı bile setten gelsem, asla yüzümü temizlemeden uyumam. Bir adaya düşsem yanıma kremlerimi alırım 🙂
Mesela buraya gelmeden önce de göz altı pedleri almıştım, kendim için bir rutin oluşturdum. Hatta maske yaptığımda çocuklarım bazen “Yüzüne ne sürdün anne?” diye dalga geçiyorlar. Kendimle ilgilenmeyi seviyorum. Çok sık bir salona gidip düzenli cilt bakımı yaptırmıyorum ama kendi rutinlerim var. Yağlarla hem cildime hem saçlarıma bakım yapmayı gerçekten çok seviyorum.
Kendini iyi hissettirmek ve kişisel gelişimine katkı sağlamak için neler yapıyorsun?
Spor yapmak, hem bedenen hem de zihnen kendime yaptığım en iyi yatırım. İyi beslenmek, sakin kalmak, dinginliği korumak ve kendine özel alanlar yaratmak çok kıymetli. Yaşadığımız ortamın kalabalığı, hayatın koşturması, trafik derken bazen durup yalnız kalmaya, kafayı dinlemeye ihtiyaç duyuyorum. Bazen küçük bir seyahat, biraz araştırmak, okumak bile öğrenme şekli. 40 yaşından sonra insan ufak tefek şeylerden bile feyz alıyor, onların kıymetini daha çok anlıyor ve keyfini daha çok sürüyor.
Son zamanlarda seni en çok heyecanlandıran şey ne oldu?
Geçen sene Kopenhag’a gitmiştim. Aslında çok beklentisiz çıktım yola, bir kız arkadaşımla birlikteydik. Ama hiç beklentiyle gitmediğim bu şehirden o kadar güzel anılarla döndüm ki… O şehrin bana hissettirdiği anlamı, ruhunu gerçekten çok sevdim.
Kopenhag, bence insanlara ilham verebilecek bir şehir. Maddiyatın geri planda olduğu; sakinliğin, huzurun, temizliğin ve düzenin ön plana çıktığı bir yer. Danimarka’nın yaşam tarzı da çok hoşuma gitti. Bu anlamda ülke olarak bana ilham ve keyif verdi. Bir de son zamanlarda takip ettiğim işlerden Adolescence dizisi var. Onu bir anne gözüyle izledim ve bana bambaşka bir bakış açısı kazandırdı. Çünkü çocuklarım da artık ergenliğe yaklaşıyor…

Son dönemde kurduğun hayaller en çok ne üzerine? Yakın gelecekte gerçekleştirmek istediğin büyük bir hedefin var mı?
Kendi resimlerimi yapacak olmak beni çok heyecanlandırıyor. Sergi açma niyetim var. Kendime bir yer ayarladım, bir atölye kurup resim sayımı artırmam, önce üretip sonra insanlarla buluşturmam lazım. Bu sanatın bir üretim tarafı var ve onun için gerçekten sakin olmak, biraz da yalnız kalmak gerekiyor. Resim benim için tam da böyle bir alan. Sadece müziğimi açıp, kahvemi alıp, saatlerce telefonuma bile bakmadan kendimi renklerle buluşturduğum o anların ardından resimlerimi insanlarla paylaşacak olmak çok güzel bir his. Kendi ofisimi, atölyemi kurmak, resimlerimi yapmak ve o resimlerdeki tasarımları başka markalarla buluşturmak, şu an kendim için koyduğum en büyük hedeflerden biri.




















