Defne Samyeli: Zamansız Güzelliği ve Işıltısıyla Her Zaman Zirvede


Defne Samyeli, hayatının yeni döneminde köklere dönüş ve yeniden doğuş arasında yolculuk ediyor. Sahne ışıklarını bir süreliğine azaltmış olsa da, müzik prodüksiyonuyla kendi sesini yeniden inşa ediyor. Ünün artık DNA’sına işlediğini söylüyor ama odağını her zaman içsel pusulasına çevirmiş. Gençliğin değil, bilgelikle gelen yaşın en büyük armağan olduğuna inanıyor. Kadınların toplumsal yargılara rağmen değerini yaş aldıkça büyüttüğünü vurgularken, “Bedenime saygı duyuyorum, onunla el ele yürüyorum” diyerek disiplinini ve özgürlüğünü anlatıyor.
Röportaj Gülay Özdemir Fotoğraflar Serhat Hayri Video Fatih Kurut Moda Direktörü Çağla Küçükdereli Styling Lal Özsoy Saç Atakan Gelişli Makyaj Erkan Uluç Styling Asistan Anısu Hiçyılmaz Kurumsal İletişim Mine Gündüz Prodüksiyon Nutek Studio
Katkılarından dolayı BALMAIN HAIR COUTURE’e teşekkür ederiz.
Gazetecilikten sahnelere uzanan çok yönlü kariyerini “gerçek bir iletişim” olarak tanımlayan Defne Samyeli, her yeni kimliğinin bir diğerini beslediğini ve hepsinin birleşiminden güçlü bir “Defne” çıktığını söylüyor. Şöhreti umursamadan, kendi disiplinine ve çalışkanlığına güvenerek yoluna devam ediyor. Güzelliği yalnızca genetik bir şans değil, akıl ve yaşam disipliniyle beslenen bir bütün olarak gören Samyeli, olgunlaşmanın ise kayıplar ve dönüşümlerle yoğrulmuş bir öğrenme süreci olduğuna inanıyor. Bugün ise daha sakin, köklenmiş ve üretken bir hayata adım atmış olmanın huzurunu yaşıyor.

Hayatının nasıl bir dönemindesiniz? Neler yapıyorsunuz?
Hem nadastayım, hem üretimdeyim. Özellikle son birkaç aydır sosyal hayatımın büyük ölçüde vitesini düşürdüm diyebilirim. Görüştüğüm insan sayısı çok azaldı. Bir yıldır üzerinde çalıştığım yeni bir iş var; enerjimin çoğunu daha üretken olabilmek adına bu yeni iş alanlarına yönlendirdim. Sahneyi azalttım. Daha çok üretimim olması ve farklı projelerle müzik kariyerimi yeniden kurgulamak adına müzik prodüksiyonuna ağırlık verdim. Hem özel hem profesyonel hayatımda görece olarak sessiz, ama daha köklenmiş ve daha sağlam temeller üstünde yükselebileceğim yeni bir ‘ben’ yarattığım bir süreçteyim.
Tanınır biri olmak sizin için ne ifade ediyor? Bu durumu nasıl yönetiyorsunuz?
Benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Sorunuzun diğer kısmı, yani bunu nasıl yönettiğim konusunu da o pencereden cevaplayabilirim ancak. Hiçbir şey yapmayarak 🙂 Üzerime spot ışıkları çevrileli çok uzun zaman oldu. Toplumda anıldığı şekliyle ‘ünlü olmak’ benim için 18 yaşından itibaren bir oluş hali. Aradan geçen 35 yılda da ister çok aktif, ister daha pasif olayım bu tanınırlık hali hiç azalmadı. O nedenle başka bir oluş bilmiyorum. Artık DNA’mın bir parçası gibi. Eksileriyle artılarıyla bu oluşu yıllardır yaşıyorum. Sörf tahtası üzerinde durmak gibi düşünebilirsiniz.

Kariyeriniz boyunca sizi hafife alanları en çok neyle şaşırttınız?
Bilmem. Bunu beni hafife alanlar kimse, onlara sormak lazım sanırım. Bir kariyer yolculuğunda genel olarak, hele genel geçer düşüncelere çok uymayan biriyseniz destekleyenden çok köstekleyen oluyor. Hafife alma belki bunun alt kategorilerinden biridir. Benim odağım insanları şaşırtmak veya hakkımda ne düşüneceklerinden ziyade kendi içsel pusulam. Genelde bana heyecan ve coşku veren kariyer yollarına sapar, o uğurda kendimi bilgi, beceri ve tecrübeyle donatır, eğlenmeye devam ettikçe o işleri yaparım. Etrafımdaki seslere kulaklarımı tıkarım. Kendi öz disiplin, çalışkanlık, yeteneklerim ve gücüme çok inanıyorum. İş anlamında beni mutlu eden ne yapıyor olursam olayım, hep çok başarılı olmuşumdur. Bu inançla hayat oyununa devam ediyorum.
Hayatınız boyunca birçok farklı kimliğe büründünüz: haberci, şarkıcı, oyuncu, anne… Bugün geriye dönüp baktığınızda, en çok hangi ‘Defne’yi sevdiniz ve hangisine en çok ihtiyacınız vardı?
Bunların hepsi ‘ben’im, hiçbiri birbirinden ayrı kimlikler değil ki. Hepsi birbirinin üzerine eklenerek adeta gitgide genleşen bir hava gibi büyüyen yeni formlar. Profesyonel hayatımın neredeyse tamamına yakınında aynı zamanda anneydim. Her yeni iş ve özel hayat deneyimi sizin hamurunuza bir şey katıp yeni bir siz yaratıyor. Bu ‘siz’in içindeki unsurları birbirinden ayırabilmek mümkün değil. Bir bütün olarak kendimi sevdiğimi söyleyebilirim. Üzerimde çok emeğim var. Annelikten, işlerime elimden gelenin hep en iyisini yaptığım için benim içim rahat. Kendimden çok razıyım.

Ana haberden sahnelere geçiş… Bir kadının sesini farklı platformlarda duyurması sizce nasıl bir güç?
Sadece bir kadın için değil, bir erkek için de rüzgara karşı koşmak gibi. İnsanlar karşılarındaki kişiyi tanımlayıp etiketleyebildikleri zaman rahat ediyorlar. Beynin işleyiş prensibi ile ilgili bir şey bu. Sizi kırmızı olarak tanımlarlarsa, mavi olarak gördüklerinde yadırgayabiliyorlar. Benim ana haberden sahnelere geçişim benim açımdan da beni tanıyanlar açısından da sürpriz değil. Profesyonel şarkı söylemeye 7 yaşında başladım. İlk albümümü yaptığımda 22 yaşımdaydım. Haberden önce müziğin dev isimleri Melih Kibar, Onno Tunç gibi müzisyenlerle çalıştım. Müzikal tiyatro ve 25 yıla varan şan eğitimim var. Hayatımda neye ağırlık vermek istiyorsam ona ağırlık veriyorum. Televizyon kariyerim televizyonun çok heyecanlı ve çok hediyeli olduğu özel dönemlerde benim için birinci sıradaydı. Çünkü güçlü, çünkü etkili bir iş yapıyorduk. Topluma en fazla katkımın olabildiğini hissettiğim yerdi ana haber koltuğu. Özgürce bu işi yapabilme şansımın tükendiğini görünce seve seve sanat köklerime geri döndüm. Çok güzel bir soru sormuşsunuz farklı platformlarda sesini duyurabilmekle ilgili. Evet, gerçekten de bu. İnandığım, olduğum şey her neyse, sözümle sesimle, hatta canlandırdığım bir karakterle insanlara ulaşmak hayatımda bahsedilmiş bir güç diye düşünüyorum. Hangi formda olduğu önemli değil. Ben gerçek bir iletişimciyim. Farklı platformlarda farklı sayıda insanlara ulaşabilmenin neşesini şükranla yaşıyorum.

Sahneye çıktığınızda yalnızca şarkı mı söylüyorsunuz, yoksa iç dünyanızdan bir şeyler de paylaşıyor musunuz izleyiciyle?
Müzik ve sanatın her türlüsü kişinin iç dünyası ile ilgilidir. Başka türlü yapamazsınız ki. Zaten içsel bir navigasyonla yöneldiğiniz alanlar bunlar. İlk şarkı söylemeye başladığımda 3–4 yaşlarımdaydım. Sahne performanslarının hepsi birbiriyle aynı olmuyor. Stüdyo kayıtlarının da. O anki performansı etkileyen ve dikkate almanız gereken birçok unsur var. Ama farklı oranlarda hep bir ‘kendini müziğin içinde kaybetmek, adeta havada süzülüyor gibi hissetmek’ hali, bana bu işi yaptıran şey. Bağımlılık gibi. Müziksiz yaşayamam ve zaten yaşamıyorum.

Bugün 20 yaşındaki halinizle kahve içseydiniz, o mu sizi kıskanırdı, siz mi onu?
O beni kıskanırdı kesin. Yaşı, daha da önemlisi yılları iyi anlayıp yönetmeyi bilirseniz, yaş büyük bir hediye. Yirmili yaşlarda daha kaygılı, her anlamda daha az güvenli, hayata karşı daha çok korkuları olan biriydim. Şimdiki halimden çok memnunum. Hayatın dramlarına, ruminasyonlara saplanıp kalmazsınız; aldığınız yaşlar sizi gitgide bilgeleştiriyor.
Size 30’larınızda verilmiş en iyi öğüt neydi? 40’larınızda o öğütle ilişkiniz nasıl değişti?
Aklıma gelmedi doğrusu. Demek ki kimse öğüt vermemiş 🙂

Hayatınızdaki “sessiz başarı” nedir? Hiç anlatmadığınız ama sizin için çok kıymetli olan?
Türkiye’nin ilk ve tek özel televizyonunda çalışırken birden bir rakip kanalın kurulması ve o genç yaşta ilk kez bana bir transfer imkanının doğmasıyla o zamanki patronumla yaptığım konuşma. Ve o konuşma sonrasında aldığım büyük zam. Daha 20 yaşındaydım; kanalın en önemli canlı yayınlarını sunarak, bir yandan radyoda, tüm müzik-eğlence programlarında ve sabah kuşağı canlı yayınında çalışarak ekrandaki başarımı kanıtladığım ve kanal için kolay vazgeçilmeyecek bir ekran yüzü olduğumdan emin olduğum bir dönemdi. O aldığım zamla kendimi ilk kez para kazanan bir yetişkin gibi hissetmiştim ve hayatımda çok şeyi değiştirmeye neden olmuştu bu gelişme. Hala ne zaman kolum kanadım kırılsa kendime o küçük yaşımdaki bu anıyı hatırlatırım. Benim için emeğimle, becerilerim ve çalışkanlığımla edindiğim başarının mükafatlandırılması adına çok önemli bir semboldür.

Sabah aynaya baktığınızda kendinize söylediğiniz bir cümle var mı?
Bir şey söylemem, sadece gülümsüyorum sanırım. Yataktan iyi kalkmaya özen gösteriyorum. Son yıllarda bütün bilim insanları güne iyi başlamanın önemi ile ilgili o kadar çok bilgiyle donattılar ki bizi, bunu yapmamak akılsızlık diye düşünüyorum. Kötü uyansam da kendimi sakinleştirmeden ve gülümseyecek bir hale gelmeden yataktan kalkmam, aynaya bakmam.
Sizi şehir hayatının kaosundan çıkarıp kendinize döndüren küçük bir ritüeliniz var mı?
Gün içinde sıkıştığımı hissettiğim zamanlarda nefesime odaklanır, kendimi bulabileceğim en yakın yeşile atarım. Bu, binamızın küçük bahçesinden spor yaptığım kulübün çimlerine kadar her yer. Doğanın iyileştirici gücü inanılmaz gerçekten. Hepimizin sinir-stres katsayısının artmasında betonların arasında boğuluyor olmamızın çok büyük bir etkisi var.

Işığınız düştüğünde size iyi gelen ilk üç şey nedir?
Kendime bakmak. Bedenime iyi davranmak. Canım sıkılmışsa, üzülmüşsem, stresliysem hangisini yapabiliyorsam onu yaparım: spor, dans, cilt bakımı. Bir diğeri, eğitimsel konular ve bir şey öğrenmek. İlgi alanlarımın içindeki her şeyle ilgili fanatik bir araştırma merakım var. Dertlerimi böyle de unutuyorum. Bir diğeri de sosyalleşmek. Çok konuşkan ve meraklı birisi olduğum için bana yakın olsun olmasın başkalarını dinlemeyi, onları öğrenmeyi, hatta meselelerine kafa yormayı çok severim. Bu beni zaman zaman içine düştüğümüz kişisel çamurlara saplanma durumlarından da kurtarıyor.
Son yıllarda “keşke bunu daha önce fark etseydim” dediğiniz bir içsel uyanışınız oldu mu?
Dışlanmamak için topluma, insanlara uyumlanmaya çalışmaktan kendimi nerelerde limitlediğimi, görünmez sınırlar koyduğumu fark etmek. Zaman zaman kendimi kontrol ediyorum. Hiç farkında olmadan çok sinsice yaptığımız bir şey bu. Çünkü insanların en sevdiği şey size nasıl olmanız, nasıl görünmeniz, ne yapmanız gerektiği ile ilgili akıl vermek. Hiç farkında olmadan bu tuzaklara düşebiliyoruz. Bu da bizi gerçekte olduğumuz biricik ve özel varlıklar olmaktan alıkoyarak, bir genel kabul görme muhtaçlığıyla sıradanlaştırıyor.

“Dışlanmamak için topluma, insanlara uyumlanmaya çalışmaktan kendimi nerelerde limitlediğimi, görünmez sınırlar koyduğumu fark etmek. Zaman zaman kendimi kontrol ediyorum. Hiç farkında olmadan çok sinsice yaptığımız bir şey bu. Çünkü insanların en sevdiği şey size nasıl olmanız, nasıl görünmeniz, ne yapmanız gerektiği ile ilgili akıl vermek.”
Hayat sizi birçok kez dönüştürdü. Peki, hangi anınızda kendinizi tamamen yeniden yarattığınızı hissettiniz — ve o an, sizi bugün olduğunuz kadına nasıl dönüştürdü?
13 yaşında babamı kaybetmem. Otuzlu yaşlarımın ortasındaki mal varlığı kaybım ve boşanma süreci. ABD’de ajans ve menajer anlaşması yapıp çalışma iznimi aldığım halde burada bir gece kulübünde ilk kez canlı müzik yapmak için sahne almam. Bu senenin başında daha sonra ayrıntılarını kamuoyuyla paylaşabileceğim bazı gelişmeler. Sektörel ve politik birçok komplolarla magazinde ve daha büyük ölçekli algı operasyonlarıyla başımın ağrıtılması. Ve bunların hepsinden güçlenerek çıkmam. Dinlerle pek aram yok ama çok inançlı birisiyim. Allah’ın insana çekemeyeceği yükü taşıtmadığına yürekten inanıyorum. Takdir O’nun. Başka ve daha büyük şeylerle sınanmayı arzu etmemekle birlikte her şerde bir hayır olduğunu, hatta her hayırda da bir şer olduğunu bilerek, yolumdaki her tecrübenin de beni güçlendirip dönüştürdüğüne şahit olarak yaşıyorum.

Güzellik ve genç kalmak denilince akla gelen ilk isimlerdensiniz. Sizce bu sadece genetik bir şans mı, yoksa yıllar içinde geliştirdiğiniz bir yaşam disiplini mi var arkasında? Bunu nasıl başarıyorsunuz?
Bu güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim 🙂 Bunların hepsi diye cevap verebilirim. Genetik olarak ailece şanslıyız. Allah rahmet eylesin anneannem dünyanın en güzel kadınlarından birisiydi. Onu kaybettiğimizde nüfus kağıdındaki yaşından neredeyse 25 yaş daha genç görünüyordu. Bunun dışında güzelliğin de bir akıl meselesi olduğuna yürekten inanıyorum. Hem korumak, geliştirmek anlamında hem de bunun sadece bir ambalaj olduğu bilinciyle bedenin kapsadığı her şeyi geliştirmek ve güzelleştirmek meselesi olduğunun farkında olmak anlamında. İnsanın bedeniyle ilişkisi hayatta her alandaki varlığını doğrudan etkiliyor. Bedenin olabileceği en yüksek performansında olması, en güzel haline kavuşması insan ruhunun zaten istediği bir şey. Genelde toplumda kendi bedenine özen gösterenlerle ilgili bir küçümseme eğilimi var. Gerçekte akıllı ve donanımlı insanların böyle ‘gösteriş odaklı’ anılan bir konuda özenli olmalarını yüzeysel bulma hali. Ben hayatım boyunca buna maruz kaldım. Sanki güzel olmak, güzelliğiyle ilgili olmak akıl, donanım ve başarıyla bir arada yaşayamazmış gibi. Bilakis. Tam tersi. Ben bedenime her şeyden önce saygı duyuyorum. Hayatta yapmak istediğim her şey için olabildiğince uzun süre en yüksek performansta kalabilmesi, benim önceliklerimden. Bu nedenle yirmili yaşlardan itibaren kendime çok bilinçli olarak iyi bakmaya başladım. Bunu da saplantılı şekilde yapmıyorum. Bir denge gözeterek, yeri geldiğinde pizza, hamburger, alkol canım istiyorsa da tüketerek, kendi bedenimi dinleyerek onunla el ele yürüyorum. Yıllar içinde geliştirdiğim birçok ritüelim var. Kimi bedensel, kimi davranışsal, kimi de zihinsel. Bedenine iyi bakmayan birisinin duygusal ve zihinsel sağlığının iyi olması da mümkün değil.

“Duygusal anlamda olgunlaştığımı söyleyebilirim. Bunu da insan psikolojisi ve beynine olan merakım dolayısıyla aldığım eğitimlere borçluyum sanırım. İnsanın kendini tanıma yolculuğu kaçınılmaz bir şekilde onu olgunlaştırıyor.”
Yaş, görünüm ve toplumun beklentileri arasında sizce kadınlar en çok nerede yalnız bırakılıyor?
Sadece kadınlar değil, erkekler de her gün milyonlarca yargıya maruz bırakılıyor. Ne var ki yaş ayrımcılığı erkeklerden çok kadınları hedefliyor. Ataerkil toplumun genelinin böylesi çok işine geliyor çünkü. Dünyada genel olarak hem kadın hem erkek için belli bir yaştan sonra insanların değer kaybettiğine ilişkin bir algıyı egemen kılma çabası var. Ki bence bu toplumsal bir şartlama. Bunun nedenlerine ilişkin çok çılgın fikirlerim var, onu başka bir zamana saklayalım; bu konu burada uzamasın ama kadınlara tavsiyem bu bakış açılarını ciddiye almasınlar. Satın da almasınlar. Kadın, bedeniyle, yaratıcılığıyla, şefkatiyle, beyninin işleyiş şekliyle çok özel bir varlık. Yaş aldıkça da değerleniyor. Aksi empoze edilmek suretiyle kadınların cesareti kırılıyor. Bu oyuna gelmeyelim.

Güzellik algınız zamanla nasıl evrildi?
Güzellik algım pek değişmedi. Klasik güzelliğe inanır ve klasik ve doğal güzelliği beğenirim. Ayrıca baktığım her yerde güzel olan her şeyi fark ederim. İnsanlarda da, eşyalarda da.
“Sadece kadınlar değil, erkekler de her gün milyonlarca yargıya maruz bırakılıyor. Ne var ki yaş ayrımcılığı erkeklerden çok kadınları hedefliyor. Ataerkil toplumun genelinin böylesi çok işine geliyor çünkü. Dünyada genel olarak hem kadın hem erkek için belli bir yaştan sonra insanların değer kaybettiğine ilişkin bir algıyı egemen kılma çabası var. Ki bence bu toplumsal bir şartlama. Bunun nedenlerine ilişkin çok çılgın fikirlerim var, onu başka bir zamana saklayalım; bu konu burada uzamasın ama kadınlara tavsiyem bu bakış açılarını ciddiye almasınlar. Satın da almasınlar. Kadın, bedeniyle, yaratıcılığıyla, şefkatiyle, beyninin işleyiş şekliyle çok özel bir varlık. Yaş aldıkça da değerleniyor. Aksi empoze edilmek suretiyle kadınların cesareti kırılıyor. Bu oyuna gelmeyelim.”

Yıllar içinde en çok hangi yönünüzün olgunlaştığını fark ettiniz?
Duygusal anlamda olgunlaştığımı söyleyebilirim. Bunu da insan psikolojisi ve beynine olan merakım dolayısıyla aldığım eğitimlere borçluyum sanırım. İnsanın kendini tanıma yolculuğu kaçınılmaz bir şekilde onu olgunlaştırıyor. Hem kendimi hem insanları bundan on yıl öncesine kıyasla çok daha iyi anlıyorum diyebilirim.
Gardırobunuzdaki “sessiz kahraman” hangisi? Her kadının sahip olması gerektiğini düşündüğünüz ama hiç gösterişsiz olan o parça?
Öyle kilit kahramanlarım var, arasam bir daha bulamayacağım ve hiçbir şartta vazgeçmeyi istemediğim. Ama gösterişsiz ve sessiz kahraman derseniz jean’lerim derim. Gece ya da gündüz kendim içinde en rahat hissettiğim kombinlerin hepsi neredeyse jean’lerin eşlik ettiği kombinler.

“Bedenin olabileceği en yüksek performansında olması, en güzel haline kavuşması insan ruhunun zaten istediği bir şey. Genelde toplumda kendi bedenine özen gösterenlerle ilgili bir küçümseme eğilimi var. Gerçekte akıllı ve donanımlı insanların böyle ‘gösteriş odaklı’ anılan bir konuda özenli olmalarını yüzeysel bulma hali. Ben hayatım boyunca buna maruz kaldım. Sanki güzel olmak, güzelliğiyle ilgili olmak akıl, donanım ve başarıyla bir arada yaşayamazmış gibi. Bilakis. Tam tersi. Ben bedenime her şeyden önce saygı duyuyorum. Hayatta yapmak istediğim her şey için olabildiğince uzun süre en yüksek performansta kalabilmesi, benim önceliklerimden.”

Bu röportajı yıllar sonra okuduğunuzda, hangi cevabınızın hala sizinle aynı olmasını istersiniz?
Bu, yıllar sonra nasıl biri olduğuma göre değişecek bir durum. Onun için şu anda cevap veremem sanırım.
Son zamanlarda sizi en çok heyecanlandıran şey ne oldu?
Özel olarak ön plana çıkan bir şey yok. Gün içinde yediğim güzel bir yemekten, izlediğim harika bir filme… Beni her şey heyecanlandırabiliyor.




















