İpeğe Çizilen Hikayeler: Lumoths

Dokuz yaşında başlayan çizim tutkusu, bugün doğayı, sembolleri ve insanın iç dünyasını ipek üzerinde buluşturan özgün bir tasarım evrenine dönüştü. Lumoths’un kurucusu Funda Gülay Cengiz, el çizimleriyle hayat verdiği koleksiyonlarını, giyilebilir sanat anlayışını ve hızla tüketilen moda dünyasında zamansız tasarımlar yaratma arzusunu anlatıyor.

Lumoths, 9 yaşımdan beri hayatımın merkezinde olan çizimin, zamanla kendine ait bir dünyaya dönüşmesinin hikayesi aslında. Beni harekete geçirecek olan ilk somut kıvılcım, 2008’de üniversitedeki bir final değerlendirmesinde takdirini kazanmanın zor olduğu bir profesörümün çizimlerime dair söylediği “Doğuştan gelen bir yetenek” sözüyle oluştu. O gün, kendi desenlerimi ve hikayelerimi yaratmanın hayatımda nasıl bir yer tutacağını anlamıştım. Sonrasında kurumsal moda sektöründe edindiğim deneyim, bu isteği hayata geçirecek birikimi sağladı. 2015’te ilk koleksiyonum “Filozofların Seremonisi”nin çizimlerine başladım; o esnada halen Türkiye’deki büyük ve tanınmış kurumsal bir perakende markasında moda tasarımcısı olarak çalışmaktaydım. 2021’de ise Lumoths’u kurdum. Beni heyecanlandıran, hayal gücümdeki dünyaların ipek üzerinde hayat bulması ve bir başkasının kişisel hikayesine katılmasıydı. Bugün Lumoths’ta doğayı, tüm canlıları, kültürel hafızayı ve insanın iç dünyasını kendi el çizimlerimle sembolik imgesel hikayelerimde buluşturuyorum. Her koleksiyonu bu görsel dünyanın yeni bir bölümü olarak görüyorum. Yolculuğun özünde hala aynı arzu var: Kendine ait bir dili olan, insanların bağ kurabileceği ve yıllarca hayatlarında tutmak isteyeceği zamansız ve özel hikâyelere sahip tasarımlar yaratmak.
Lumoths’u yalnızca bir aksesuar markası değil, “giyilebilir sanat” olarak konumlandırıyorsunuz. Sizin için bir tasarımın sanat eserine dönüşmesini sağlayan nedir?
Benim için bir tasarımın sanatsal değerini, onu ortaya çıkaran özgün düşünce, kişide bıraktığı etki, kişisel anlatım dili ve bu düşüncenin nasıl biçim kazandığı belirliyor. “Giyilebilir sanat” ifadesini de bu anlamda kullanıyorum. Bir yüzeyin üzerinde resimsel bir kompozisyon bulunması, benim bu kavrama yüklediğim anlamı tek başına karşılamıyor. Güzel sanatlar alanında resim, cam tasarımı, tekstil ve moda tasarımı bölümlerinde aldığım eğitim; çizgi, malzeme ve form arasındaki ilişkiyi farklı disiplinlerin bakışıyla ele almamı sağladı. Lumoths’ta her koleksiyon, kendi hayal gücümden doğan karakterler ve hikayelerle başlıyor. Kendi kara kalem geleneksel el çizimlerimle illüstrasyonlarımı oluştururken kompozisyonu, sembolleri ve çizginin anlatım gücünü; moda tasarımcısı olarak da kumaşın dokusunu, ölçeği, rengi ve bedenle ilişkisini düşünüyorum. İpeğin katlanması, hareket etmesi, çizimin kimi bölümlerini gizleyip kimilerini görünür kılması da bu anlatımın bir parçası. Ve bu konuda aslında daha sezgisel ve daha özgürce ilerlemeyi ön planda tutuyorum. Dolayısıyla benim pratiğimde sanatsal ifade ile tasarım bilgisi birlikte gelişiyor. Bu yaklaşım doğrultusunda çizimdeki teknik yetkinlik ve anlatım biçimi, tasarım bilgisi ve markanın tüm ifade biçimlerine yansıyan tutarlı bir estetik anlayış birbirini tamamlıyor. Bu bütünlüğü, tasarımın beden üzerinde yarattığı histen markanın görsel sunumuna ve dijital dünyasında yaşattığı deneyime kadar aynı estetik özenle bilinçli bir şekilde sürdürüyorum. Bu nedenle giyilebilir sanatı farklı disiplinlerin birbirini dönüştürdüğü bir alan olarak görüyorum. Benim bu alandaki ölçütüm, tasarımın kendine ait bir dünyasının olması ve o dünyanın çizimden malzemeye ve hikayeye kadar tutarlı biçimde hissedilmesi. “Giyilebilir sanat” demek, benim için yaptığım işe bir unvan vermekten çok, bu bütünlüğün ve yaklaşımın sorumluluğunu almak ve bunu aktarabilmek.

Bu emek yoğun süreç, tasarladığım şeyin zamanla nasıl bir ilişki kurmasını istediğimi de belirliyor. Bir çizimle haftalar boyunca çalışırken ona tekrar tekrar bakıyor, bazı detayları yeniden düşünüyor ve hikayesini derinleştiriyorum. Çizim ilerledikçe fikir de olgunlaşıyor; başlangıçta öngörmediğim ilişkiler ve ayrıntılar ortaya çıkabiliyor.
Hayvanlar, doğa ve vahşi yaşam Lumoths’un hikâyesinde önemli bir yere sahip. Bu figürlerin sizin için nasıl bir anlamı ve sembolik karşılığı var?
Hayvanlarla kurduğum bağın temelinde, onlara duyduğum sevgi ve yaşamı tüm canlılarla bir bütün olarak görmem var. Vahşi yaşamın kendi içindeki dengesi, kırılganlığı ve gücü beni hem duygusal hem de düşünsel olarak etkiliyor. Bu bağ, Lumoths’un hikayelerine de yansıyor. Hayvan figürleri aracılığıyla insanın iç dünyasını, içgüdülerini ve doğayla ilişkisini yorumluyorum. Güç, sezgi, özgürlük, korunma ya da dönüşüm gibi kavramlar, yarattığım karakterlerde farklı karşılıklar bulabiliyor. Tarihin ve
farklı kültürlerin bu canlılara yüklediği anlamlardan beslenirken, kendi duygularımı ve hayal gücümü de anlatıya katıyorum. Sembollerin anlamı, benim kurduğum hikayenin içinde yeniden şekilleniyor; aynı hayvan, başka bir kompozisyonda farklı bir ruh hâlini veya ilişkiyi temsil edebiliyor. Bu sembolik dünyayı kurmak, zaman zaman kendi gücümü fark etmenin, umudumu tazelemenin ve kendi yolumu anlamlandırmanın da bir biçimi benim için. Bu nedenle desenlerimdeki hayvanları, kendilerine ait dünyaları ve hikayeleri olan başroldeki karakterler olarak görüyorum. Onların birbirleriyle, çevreleriyle ve izleyiciyle kurdukları ilişkiyi önemsiyorum. Benim için sembolizmin en etkileyici tarafı da bu; kendi iç dünyamdan doğan bir anlatının, ona bakan kişinin duyguları ve hafızasıyla başka anlamlar kazanabilmesi ve kişinin kendi içindeki rehberi duyabilmesi ve hikayeyi kendi dünyasına göre yeniden yazabilmesi.

Yavaşlamak bugün bir lüks gibi görünse de, bence artık bir ihtiyaç. Sürekli daha fazlasını üretmenin ve tüketmenin olağan kabul edildiği anlayışın sürdürülebilir olduğuna inanmıyorum. Lumoths’un DNA’sında en başından beri yavaş moda var. Bir tasarım üzerine düşünmeye ve onu olgunlaştırmaya zaman ayırmayı, onunla bağ kurmayı ve uzun yıllar kullanmayı önemsiyorum. Ve bu görüş markama da yansıyor. Benim için değer, ne kadar çok şeye sahip olduğumuzda değil, hayatımıza kattığımız şeylerle nasıl bir ilişki kurduğumuzda ve onlara yüklediğimiz kişisel anlamda saklı.
Bir tasarımın Lumoths koleksiyonunda yer almasına karar verirken sizin için vazgeçilmez olan kriterler neler? Bir parçanın “Lumoths” olmasını sağlayan şey nedir?
Bir tasarımın Lumoths koleksiyonunda yer alması için, kurduğum dünyaya kendine ait bir söz eklemesi gerekiyor. Hikayesinin derinliği, çizimin karakteri, renklerin birbiriyle ilişkisi ve bütün bunların malzeme üzerinde nasıl hayat bulduğu benim için belirleyici. Detayların her birinin anlatıda bir karşılığı olmasını, bir araya geldiklerinde de güçlü ve özgün bir bütün oluşturmalarını önemsiyorum.
Kişisel estetik süzgecimden geçirirken kendime şunu soruyorum: Bu parça, ilk bakıştaki etkisinin ötesinde, zamanla keşfedilecek bir dünya taşıyor mu? Bir parçanın ‘Lumoths’ olmasını sağlayan, benim el çizimlerimi, vizyonumu ve hayal gücümü taşırken onu kullanan kişinin kendi hikayesine de yer açabilmesi ve o kişinin tasarımda kendinden bir şeyler bulmasına imkan tanıması.

Açıkçası bu, hala denge kurmaya çalıştığım ve zaman zaman zorlandığım bir süreç. Aklımda dönüp dolaşan, hayal gücümde oluşturup sakladığım çizimleri ve yeni hikâyeleri geliştirmeye, araştırmaya daha fazla vakit ayırmak isterken, markayı yürütmenin getirdiği sorumluluklar günün büyük bölümünü alabiliyor. Zihnimde üretmek istediğim pek çok şey varken onlara yeterince zaman açamamak bazen sancılı oluyor. Lumoths’un varlık nedeni, benim o masada çizerek, hayal ederek ve düşünerek geliştirdiğim dünya. Bu yüzden girişimci olarak kurmaya çalıştığım düzenin, yaratıcı üretimimi beslemesini ve ona daha fazla alan açmasını istiyorum. Markayı büyütürken bu dengeyi kurmanın yollarını da aramaya devam ediyorum.
Bugün Lumoths’un geldiği noktaya baktığınızda, 2008’de ilk desenlerini çizmeye başlayan Funda’ya dönüp bir şey söyleyebilseydiniz, ona ne söylerdiniz?
Sanırım ona, “Hayalinde kurduğun dünyaya biraz daha erken yer aç,” derdim. Bugünden bakınca Lumoths’u daha erken hayata geçirebileceğimi düşünüyorum. Ama o yıllarda edindiğim deneyimin, arayışların ve öğrendiklerimin de bugün çizdiğim her şeyde bir karşılığı var. Bu yolculukta doğru kararlarım oldu, bugün olsa farklı yapacağım şeyler de. Yine de her şeyin tam olarak hazır olmasını beklememesini söylerdim. Mükemmeliyetçi olmamasını da. Bazı cevapları ancak başlayınca buluyorsunuz. Bir de, bütün sorumlulukların arasında çizmekten aldığı o muazzam keyfi hep hatırlamasını… Bir kağıt ve kalemle sessizce baş başa kaldığında duyduğu mutluluğu, çizimle kurduğu o özel bağı da hatırlamasını. Çizerken kendini öylesine kaptırdığı, zamanın nasıl geçtiğini unuttuğu ve sonunda bütün o detaylara bakıp “Bunu nasıl yaptım?” diye hayret ettiği anları da… Çünkü yıllar sonra kendi markasını kurduğunda da ona yön verecek olan, dokuz yaşında başlayan çizim serüveni boyunca hiç tükenmeyen o güçlü istek, merak ve heyecan olacak.




















