GARDIROP MAGAZİN

Pelin Karahan: İçsel Dinginliği ve Tutkusu İle Kendi Yolunu Çizen Bir Kadın

Çekim günü boyun­ca etrafa yay­dığı poz­i­tif ener­ji ve sıcacık gülümseme­siyle Pelin Kara­han, sadece kam­era karşısın­da değil, bulun­duğu her ortam­da ışıldıy­or. “Hay­al­ler­i­mi gerçek­leştirm­eye başladığım, ufak ufak atılım­lar yap­tığım bir dönemdey­im.” diyen Kara­han, her yeni deney­i­mi tutkuy­la sahipleniy­or. Oyun­cu­luk kariy­erinde yer aldığı her pro­jenin hakkını veren güzel oyun­cu, çok yön­lülüğü ve üretken­liğiyle de hay­atı­na mut­lu­luk ve anlam kat­tığını her haliyle his­set­tiriy­or. Modaya ise ken­di fil­tresin­den bakan Kara­han, “Trend diye bir şeyi almam; kendime yakış­ması önem­li.”  diy­erek özgün stil anlayışını da ortaya koyuy­or. İçsel dingin­liği ve yük­sek aurasıy­la ener­jik bir duruş sergileyen Karahan’ın hikayesi, ilham almak isteyen herkese açık bir dav­et niteliğinde.

Röpor­taj Yasin Buğra Lev­ent Fotoğraflar Rah­mi Ark Video Fatih Kurut Moda ve Güzel­lik Direk­törü Çağla Küçükdere­li Styling Gönül Soyçeri Saç Say­it Esen Makyaj Hidayet Kork­maz Kurum­sal İletişim Mine Gündüz  Mekan Ori­ent Occi­dent Hotel Prodük­siy­on Nutek Stu­dio

Kariy­erinde dönüm nok­tası olan “Kavak Yel­leri” ile mily­on­ların kalbinde taht kuran Pelin Kara­han, bugün de samimiyeti ve sahi­cil­iğiyle yol­u­na güçlü adım­lar­la devam ediy­or. Ekran­da­ki başarılı pro­jelerin ardın­dan, geçen yıl­lar­da “Şaşırt Beni” adlı oyun­la tiy­a­tro sah­ne­sine adım atan ve tiy­a­tro­nun hay­atın­da yer almasını iste­diği­ni dile getiren Kara­han, sana­ta duy­duğu tutkuyu resme ve ser­gi hay­a­line de taşıy­or. “Gerçek hay­at­ta karşımıza hiç çık­mamış, bel­ki de asla çık­may­a­cak bir hikâyeyle, bir duyguy­la yüzleşe­biliy­oruz.” söz­leriyle oyun­cu­luğun en büyü­leyi­ci yönüne yeşil ışık yakıy­or. Hay­atı­na kat­tığı her ren­gi, samimiyetle ve tutkuy­la anla­tan Pelin Karahan’ın key­i­fli yol­cu­luğunu keşfet­m­eye hazır mısınız?

Hay­atının nasıl bir döne­mindesin? Nel­er yapıy­or­sun?
Hem key­i­fli hem de din­gin bir dönemdey­im. Arkadaşları­ma, dost­ları­ma, çocuk­ları­ma, seya­hatlere ve spo­ra zaman ayıra­bildiğim bir süreçtey­im. Hay­al­ler­i­mi gerçek­leştirm­eye başladığım, ufak ufak atılım­lar yap­tığım dönemdey­im.

“Kavak Yel­leri”, “Muhteşem Yüzyıl”, “Kir­li Sepeti” ve “Kıbrıs: Zafere Doğru” gibi pro­jel­erde seni izledik. Bu pro­jel­er arasın­da seni en çok etk­ileyen hangisiy­di?
Kavak Yel­leri sek­törde­ki ilk işim. Hâlâ konuşu­lan ve herkesin bildiği önem­li bir pro­je. Muhteşem Yüzyıl da glob­al olması, işin cid­diyeti ve tar­i­hi öne­miyle ben­im için ayrı bir yere sahip. Bu iki dizinin yeri ben­im için bam­baş­ka. 

“Tanınır biri olmanın keyifli yanları olduğu kadar zorlukları da var. Ulusal ve global ölçekte yaptığınız işin pek çok insana ulaştığını görmek büyük bir mutluluk. Bu ilgiden hiçbir zaman bunalmadım, aksine keyfini çıkardım. ” 

Oynadığın karak­ter­ler­den sana en yakın olan hangisiy­di? Seni en çok zor­layan rol ne oldu?
Oynadığım karak­ter­lerde kendime çok yakın­lık aramıy­o­rum ama mut­la­ka kendim­den bir şeyler katıy­o­rum. Zor­layan sah­nel­er oldu. Fizik­sel olarak değil ama duy­gusal olarak özel­lik­le ağır, dra­matik sah­nel­erde zor­luk yaşaya­biliy­or­sunuz. “Kıbrıs: Zafere Doğru” dizisinde de gerçek bir savaşı ve yaşan­mış bir hikâyeyi anlat­tığımız için duy­gusal anlam­da zor­landım. Savaşın izleri­ni hâlâ taşıyan bir hikâye olduğu ve özel­lik­le çocuk kayı­pları, evlerin yıkıl­ması gibi olay­ları can­landırırken bun­ları gerçek­ten hissede­biliy­or­sunuz.

Seslendirme sanatçılığı yap­tığını biliy­oruz. Oyun­cu­luk­la kıyasladığın­da sana nasıl bir deney­im sunuy­or? Seslendirme yaparken en keyif aldığın karak­ter ya da pro­je hangisiy­di?
Aslın­da çek­tiğimiz reklam­lar­da ve film­lerde dublaj olduğu zaman yap­tım. Hoşu­ma gidiy­or ve yap­tıkça da öğreniy­o­rum. Çek­tiğimiz dizi ve film­lerin dubla­jını yap­mak­tan çok keyif almıy­o­rum, çünkü o an sahnede ver­ilen sesle son­radan üzer­ine ekle­nen sesin duy­gusu çok fark­lı oluy­or. Ama reklam ve film seslendirmek ben­im için key­i­fli.

Diji­tal plat­form­lar­da oyun­cu­luk yap­manın tele­vizy­ona göre avan­ta­jları ve zor­luk­ları nel­er? Senin için fark yaratan bir yönü var mı?
Diji­tal pro­jel­er, başı ve sonu bel­li olan işler. Ne zaman başlayıp ne zaman bite­ceği net. Pro­gram ve teknik açı­dan da daha rahat iler­liy­or. Ace­l­eniz ve reyt­ing kaygınız yok; bu da senary­onun daha özgün ve serbest olması­na imkân tanıy­or. Bu açı­dan bakın­ca diji­tal pro­jel­er hem çok daha key­i­fli oluy­or hem de glob­ale daha rahat hitap ede­biliy­or­sunuz. Türkiye’de ulusal kanal­lara iş yapın­ca ise reyt­ing ve popülar­itenin etk­isi çok daha fazla hissediliy­or.

“Trend diye bir şeyi almam; kendime yakışması, üzerimde iyi durması ve hissettirmesi önemli. Renk uyumu, çanta ve ayakkabılar, takılar gibi detaylar çok önemli. Oyuncu olmadan önce de üniversitedeyken de böyleydim.Yerine göre giyinmeyi severim; uyumsuzluktan hoşlanmam.”

Tiy­a­tro­da sahne almayı düşünüy­or musun? Bir gün sahnede seni izleme şan­sımız olur mu?
Aslın­da iki sene önce bir tiy­a­tro oyunumuz vardı. Ben­im için de ilk tecrübey­di. “Şaşırt Beni” oyunuy­du ve bir komediy­di. Eski­den tiy­a­tro­da tecrübem ve eğitim­im olmadığı için yapa­mam gibi hissediy­or­dum ama çok çalıştım. Ekibimiz ve yönet­meni­miz de çok key­i­fliy­di. Bana gerçek­ten çok şey kat­tı. Kariy­er­imde en çok keyif aldığım anlar­dandı. Bel­ki en az para kazandığım ama en çok mut­lu olduğum ve mesle­ki anlam­da en çok doyu­ma ulaştığım andı. Tiy­a­troyu artık bırak­mam. Dönem dönem hay­atım­da mut­la­ka olmasını ister­im.

Set ortamın­da olmazsa olma­zların nel­er? Oyun­cu olarak  çalış­ma düzenin konusun­da has­sas olduğun nok­ta­lar var mı?
Eğlenceli, poli­tik ve key­i­fli bir insanım. Setlerde en çok dikkat ettiğim şeyler­den biri yemek, çünkü ekstra acıkıy­o­rum. Güzel yemek beni gerçek­ten motive ediy­or. Bazen şart­lar­dan dolayı soğuk ortam­lar­da çalış­mak zorun­da kalıy­oruz ama ısın­abilmek ve iyi yemek, moti­vasy­on­u­mu yer­ine getiriy­or.

Oyun­cu­luk dışın­da ilgilendiğin ya da ileride pro­fesy­onel olarak yap­mak iste­diğin baş­ka bir sanat dalı var mı?
Res­im yapıy­o­rum; hem yağlı boya hem de akri­lik tablo­larım var. Hay­al­im bir ser­gi açmak ve orada­ki tasarım­ları markalar­la bir araya getirmek. Bu hay­al­im için de yavaş yavaş adım atmaya başladım.  Aslın­da res­im de ben­im sanatımın baş­ka bir parçası. Daha sürdürülebilir ve üret­m­eye yöne­lik bir alan olduğu için beni çok heye­can­landırıy­or.

Aşkı nasıl tanım­larsın? Sence bir oyun­cu­nun aşkı ekrana yan­sıt­ma şek­li kişisel bakış açısın­dan etk­ilenir mi?
Aşk, daha karşın­daki­ni ilk baş­ta tanıdığın anın heye­canı, duygu, bağlılık ve keşfetme arzusu ile perçin­leşir. İlerleyen zaman­lar­da ise sevgiye dönüşür. Oyun­cu­luk­ta insan­ların gerçek hay­at­ta­ki aşka bakış açısının, bir karak­teri oynarken onu nasıl yorum­ladığını etk­i­leyip etk­ilemediği­ni daha önce hiç düşün­memiş­tim. Ancak oynarken kendimiz­den bir şeyler kat­tığımız için, bel­ki de hiç yaşa­madığımız bir aşkı, can­landırdığımız karak­ter aracılığıy­la yaşaya­biliy­oruz. O anki duygu duru­mu, senaryo ve atmos­fer bunu gerek­tire­biliy­or. Gerçek hay­at­ta karşımıza hiç çık­mamış, bel­ki de asla çık­may­a­cak bir hikâyeyle, bir duyguy­la yüzleşe­biliy­oruz. Hiç his­set­meye­ceğimizi sandığımız bir şeyi, baş­ka bir hikayede yaşıy­oruz. Bu deney­im iyi ya da kötü ola­bilir. Oyun­cu­luk, aslın­da biz­im adımıza baş­ka bir hissi deney­imleye­bilmek.

“İşte bu sahne olmuş” dediğin, ekran­da ken­di­ni en çok beğendiğin an hangisiy­di?
Genelde “olmuş” demem. Kendi­mi izlerken eleştirdiğim nok­ta­lar, “Keşke böyle oynasay­dım” dediğim zaman­lar oluy­or. Ancak part­ner­im­le bir­lik­te oynadığım birçok sah­neyi de beğendiğim oluy­or. 

Bir gün ken­di hikayeni yazsan, nasıl bir senaryo olur­du? Yönet­men koltuğun­da seni göre­bilir miy­iz?
Yönet­men­lik ve senar­ist­lik bana göre değil, o anlam­da üreti­ci­lik konusun­da bir hay­al­im yok. Bir gün olur mu bilmiy­o­rum, çok da büyük konuş­ma­mak lazım. Ama bir gün hay­atım senaryo olsay­dı, film değil sezon­luk bir dizi olur­du.

Hay­ali­ni kur­duğun bir pro­je veya mut­la­ka bir­lik­te çalış­mak iste­diğin bir oyun­cu var mı?
Önüme gelen fır­sat­lar beni iştahlandırıy­or. Tabii ki çok beğendiğim isim­ler de var. Art house dediğimiz sanat film­leri­ni de seviy­o­rum, çünkü onlar daha fark­lı. Genel­lik­le TV ve diji­talde aynı tarz­da işler çık­a­biliy­or.

“Danimarka’nın yaşam tarzı da çok hoşuma gitti. Bu anlamda ülke olarak bana ilham ve keyif verdi. Bir de son zamanlarda takip ettiğim işlerden Adolescence dizisi var. Onu bir anne gözüyle izledim ve bana bambaşka bir bakış açısı kazandırdı.”

Kariy­erinde senin için dönüm nok­tası olan pro­je hangisiy­di?
Tabii ki ilk işim olan Kavak Yel­leri. Beni insan­lar­la ilk buluş­tu­ran, hâlâ Aslı olarak anıl­ma­ma sebep olan, sabahın altısın­da tele­vizy­onu açtığım­da, çocuk­ları oku­la hazır­larken hâlâ karşı­ma çıkan o dizi…

Tanınır biri olmak senin için ne ifade ediy­or? Şöhretin getirdiği avan­ta­jları ve deza­van­ta­jları nasıl yönetiy­or­sun?
Tanınır biri olmanın key­i­fli yan­ları olduğu kadar zor­luk­ları da var. Ulusal ve glob­al ölçek­te yap­tığınız işin pek çok insana ulaştığını görmek büyük bir mut­lu­luk. Yurt dışın­da, dünyanın bam­baş­ka bir ülke­sine git­tiğinizde mesleğiniz sayesinde tanın­mak ve bunun sevgiyle karşılan­ması gerçek­ten gurur veri­ci. Bu ilgi­den hiçbir zaman bunal­madım, aksine keyfi­ni çıkardım. Ama elbette insanın ken­di­ni hüzün­lü, ger­gin ya da has­ta his­set­tiği zaman­lar da oluy­or. O anlar­da her şeye aynı coşkuy­la karşılık vere­meye­biliy­or­sunuz. Bu yüz­den daha kon­trol­lü olmak gerekiy­or; çünkü yap­tığınız her hareket insan­lar tarafın­dan örnek alınıy­or. Sokak­ta biri selam verdiğinde bazen ‘Nere­den tanıy­o­rum?’ diye düşünüy­o­rum. Çok fazla kişiyle, çok fark­lı ekipler­le çalıştığımız için zaman zaman isim­ler ya da nerede tanıştığımız karışa­biliy­or.

“Spor yapmak, hem bedenen hem de zihnen kendime yaptığım en iyi yatırım. İyi beslenmek, sakin kalmak, dinginliği korumak ve kendine özel alanlar yaratmak çok kıymetli. Yaşadığımız ortamın kalabalığı, hayatın koşturması, trafik derken bazen durup yalnız kalmaya, kafayı dinlemeye ihtiyaç duyuyorum.”

Oyun­cu­luk­ta ken­di­ni geliştirmek için nel­er yapıy­or­sun? Yeni şeyler öğren­mek, ken­di­ni gün­cel tut­mak için özel bir ruti­nin var mı?
Film ve dizi izlerken tama­men seyir­ci gibi izle­m­eye çalışıy­o­rum; işin teknik kıs­mı­na çok kapıl­madan, o sahnede bana geçen duyguya odak­lanıy­o­rum. Bazen de ‘Ben olsay­dım bu karak­teri nasıl oynardım?’ diye kafam­da can­landırıy­o­rum. Bu açı­dan tiy­a­tro bana çok şey kat­tı. Özgüven­i­mi yer­ine getir­di, oyun­cu­luğu­ma yeni bir boyut kazandırdı. Hata yap­tığım­da onları sahnede nasıl topar­laya­bile­ceği­mi, süre­ci nasıl çevire­bile­ceği­mi tiy­a­tro sayesinde öğrendim. Bu işin oku­lunu oku­madığım ve teknik eğitim almadığım için tiy­a­tro ben­im için ade­ta bir okul oldu.

Seni en çok motive eden şeyler nel­er? Hay­at­ta­ki en büyük ilham kay­nakların kim ya da ne?
Ailem, çocuk­larım ve onların sevgisi, desteği bana büyük bir moti­vasy­on kay­nağı oluy­or. Arkadaşlık da ben­im için çok önem­li; arkadaşlarımın ben­le gurur duy­ması, iyi bir şey yap­tığım­da bunu görmeleri ve geri dönüş almam beni gerçek­ten motive ediy­or. Aynı şek­ilde, güzel bir yemek, ren­kler de beni harekete geçiriy­or. Gün­lük hay­at­ta karşı­ma çıkan ren­kli bir şeyler de motive edi­ci oluy­or. Güzel, sıcak havalar ve iyi bir spor yap­mak da beni can­landırıy­or. Örneğin bugün çekim yap­tığımız otel de oldukça fark­lı ve bana ilham veriy­or. Aslın­da motive olmak için çok fazla sebebe ihtiy­acım yok.

Moda ile aran nasıl? Ken­di stili­ni nasıl tanım­larsın?
Modayı hep biraz geri­den yakalıy­or­muşum gibi hissediy­o­rum. Bir şey çok popüler olduğun­da, genelde ilgi­mi çek­miy­or. Tam insan­lar o parçadan sıkıl­maya başladığın­da, eğer ben kendime yakıştırıy­or­sam, işte o zaman ben­im için anlam kazanıy­or. Trend diye bir şeyi almam; kendime yakış­ması, üzer­imde iyi dur­ması ve his­set­tirme­si önem­li. Renk uyu­mu, çan­ta ve ayakkabılar, takılar gibi detay­lar ben­im için çok önem­li. Oyun­cu olmadan önce de üniver­sit­edeyken de böy­ley­dim. Yer­ine göre giy­in­meyi sev­er­im; uyum­su­zluk­tan hoşlan­mam. Ren­k­leri seviy­o­rum ancak örneğin bazen de sadece kahv­erenginin ton­ların­da kom­bin­ler yapa­biliy­o­rum. Ama asla moda diye değil; bana, ten­ime, saç ve göz rengime yakış­mayan bir şeyi, sırf trend diye ter­cih etmem.

Gardırobunun vazgeçilmez beş parçası nel­er?
Fer­muar­lı ya da kapüşon­lu gri sweat­shirtler, kot göm­lek ve ceketler uzun zamandır favo­riler­im. Blaz­er ceket­leri ve jean’leri de çok seviy­o­rum. Yaz ayların­da ise elbisel­er vazgeçilmez­im. Spor yap­tığım için gün­lük hay­atım­da tayt ve sweat­shirt gibi parçaları da sıkça ter­cih ediy­o­rum.

Kıyafet seçi­mi­ni yaparken en çok neye dikkat ediy­or­sun? Bir stil danış­manın var mı?
Dönem dönem çalıştığım styling’ler oluy­or; bazen dizi ve film pro­jelerinde, katıldığımız pro­gram­lar ya da galalar gibi yoğun dönem­lerde styling ter­cih ediy­o­rum. Gün­lük hay­atım­da ise daha çok ken­di tarzım­da iler­liy­o­rum. Yılın bel­li zaman­ların­da tek bir gün ayırıp alışver­iş yap­mak yer­ine, her gün alışver­iş yapa­bilir­im. Her alışver­işe çık­tığım­da bir şeyler alıp ken­di gardırobu­mu oluş­tu­ruy­o­rum. Ren­kler ve uyum çok önem­li.

Yurt içinde ve yurt dışın­da en sevdiğin alışver­iş nok­ta­ları nerel­er?
Artık birçok markaya Türkiye’de de kolaylık­la ulaşa­biliy­oruz ama yurt dışın­da hâlâ keşfetmediğimiz, sadece oraya ait butik ve tasarım­cı dükkan­ları oluy­or. Oralar­dan alışver­iş yap­mayı çok seviy­o­rum. Özel­lik­le yal­nız­ca ora­da bulu­nan, o şehre özgü parçalar ilgi­mi çekiy­or. Mesela bir ayakkabı markasının sadece tek bir mağaza­sı varsa ve ora­da özel ürün­ler çıkıy­or­sa, onları topla­mayı çok seviy­o­rum.

Mar­ka takın­tım yok; her yer­den giyinebilir­im, yeter ki kendime yakıştırayım. Gün­lük hay­at­ta Zara’yı da çok kul­lanıy­o­rum ama bir tasarım­cının özel bir parçasını araya kat­mayı, bu ikisi­ni karıştır­mayı seviy­o­rum. Baş­tan aşağı tek bir markanın ürün­leri­ni giymek bana göre değil. Parçaları fark­lı şeyler­le eşleştirmek çok daha key­i­fli geliy­or.

Sosyal medyayı nasıl kul­lanıy­or­sun? Gün­lük hay­atın­da ne kadar yer kaplıy­or, favori uygu­la­maların nel­er?
Instagram’ı çok seviy­o­rum ama son dönemde sosyal medyadan biraz uza­k­laştığımı söyleye­bilir­im. İçinde bulun­duğu­muz toplum­sal koşullar, hay­at­ta­ki adalet­si­z­lik­ler ve eşit­si­z­lik­ler bazen bir şeyler pay­laş­ma isteği­mi bastırıy­or. Yaz ayların­da ise daha çok ilham geliy­or, o yüz­den pay­laşım yap­mayı o dönem­lerde daha çok seviy­o­rum. Insta­gram dışın­da en çok trafik aplikasy­on­larını, Spo­ti­fy gibi müzik uygu­la­malarını kul­lanıy­o­rum. Tele­fon­dan radyo çok din­liy­o­rum ve hava duru­munu da takip eder­im.

Sosyal medya­da hay­van hak­ları­na olan duyarlılığın­la dikkat çekiy­or­sun. Bu konu­da gerçek­leştirdiğin pro­jel­er veya plan­ladığın çalış­malar var mı?
Zamanın­da birçok köpeğim oldu, bu yüz­den köpekler ben­im için çok has­sas bir konu. Son zaman­lar­da bu tür konu­lar­da biraz daha iyi adım­lar atıldığını görmek sevin­diri­ci. Ama aslın­da mesel­eye sadece hay­van hak­ları olarak bak­ma­mak gerekiy­or; çocuk hak­ları, insan hak­ları, hep­si bir bütün. Aktivist bir tarafım var ama zaman zaman ken­di içimde dur­du­ruy­o­rum. Bazen yap­tığım çabanın bir yere var­may­a­cağını düşünüy­o­rum, bazen de ‘Ken­di çabanı esirgeme, bir gün büyür ve bir yer­lere gelir’ diye kendime hatır­latıy­o­rum. Açıkçası zaman zaman bu konu­da ken­di içimde de bir savaş veriy­o­rum.

Cilt bakımı­na düşkün müsün? Olmazsa olmaz güzel­lik ritüel­lerin nel­er?
Makyaj yap­mayı ve cildim­le ilgilen­meyi çok seviy­o­rum ama günün sonun­da cildi­mi tem­i­zle­mek ben­im için gerçek­ten çok önem­li. Saba­ha karşı bile set­ten gelsem, asla yüzümü tem­i­zleme­den uyu­mam. Bir adaya düşsem yanı­ma krem­ler­i­mi alırım 🙂

Mesela buraya gelme­den önce de göz altı ped­leri almıştım, kendim için bir rutin oluş­tur­dum. Hat­ta maske yap­tığım­da çocuk­larım bazen “Yüzüne ne sürdün anne?” diye dal­ga geçiy­or­lar.  Kendim­le ilgilen­meyi seviy­o­rum. Çok sık bir salona gidip düzen­li cilt bakımı yap­tır­mıy­o­rum ama ken­di ruti­n­ler­im var. Yağlar­la hem cildime hem saçları­ma bakım yap­mayı gerçek­ten çok seviy­o­rum.

Ken­di­ni iyi his­set­tirmek ve kişisel gelişimine katkı sağla­mak için nel­er yapıy­or­sun?
Spor yap­mak, hem bede­nen hem de zih­nen kendime yap­tığım en iyi yatırım. İyi beslen­mek, sakin kalmak, dingin­liği koru­mak ve kendine özel alan­lar yarat­mak çok kıymetli. Yaşadığımız ortamın kal­a­balığı, hay­atın koş­tur­ması, trafik derken bazen durup yal­nız kalmaya, kafayı din­le­m­eye ihtiyaç duyuy­o­rum. Bazen küçük bir seya­hat, biraz araştır­mak, oku­mak bile öğren­me şek­li. 40 yaşın­dan son­ra insan ufak tefek şeyler­den bile feyz alıy­or, onların kıymeti­ni daha çok anlıy­or ve keyfi­ni daha çok sürüy­or.

Son zaman­lar­da seni en çok heye­can­landıran şey ne oldu? 
Geçen sene Kopenhag’a git­miş­tim. Aslın­da çok bek­len­ti­siz çık­tım yola, bir kız arkadaşım­la bir­lik­tey­dik. Ama hiç bek­len­tiyle gitmediğim bu şehir­d­en o kadar güzel anılar­la döndüm ki… O şehrin bana his­set­tirdiği anlamı, ruhunu gerçek­ten çok sevdim.

Kopen­hag, bence insan­lara ilham vere­bile­cek bir şehir. Mad­diy­atın geri plan­da olduğu; sakin­liğin, huzu­run, tem­i­zliğin ve düzenin ön plana çık­tığı bir yer. Danimarka’nın yaşam tarzı da çok hoşu­ma git­ti. Bu anlam­da ülke olarak bana ilham ve keyif ver­di. Bir de son zaman­lar­da takip ettiğim işler­den Ado­les­cence dizisi var. Onu bir anne gözüyle izled­im ve bana bam­baş­ka bir bakış açısı kazandırdı. Çünkü çocuk­larım da artık ergen­liğe yak­laşıy­or…

Son dönemde kur­duğun hay­aller en çok ne üzer­ine? Yakın gele­cek­te gerçek­leştirmek iste­diğin büyük bir hedefin var mı?
Ken­di res­im­ler­i­mi yapacak olmak beni çok heye­can­landırıy­or. Ser­gi açma niyetim var. Kendime bir yer ayarladım, bir atö­lye kurup res­im sayımı artır­mam, önce üretip son­ra insan­lar­la buluş­tur­mam lazım. Bu sanatın bir üre­tim tarafı var ve onun için gerçek­ten sakin olmak, biraz da yal­nız kalmak gerekiy­or. Res­im ben­im için tam da böyle bir alan. Sadece müz­iği­mi açıp, kahve­mi alıp, saatlerce tele­fon­u­ma bile bak­madan kendi­mi ren­kler­le buluş­tur­duğum o anların ardın­dan res­im­ler­i­mi insan­lar­la pay­laşa­cak olmak çok güzel bir his. Ken­di ofisi­mi, atö­lye­mi kur­mak, res­im­ler­i­mi yap­mak ve o res­im­lerde­ki tasarım­ları baş­ka markalar­la buluş­tur­mak, şu an kendim için koy­duğum en büyük hede­fler­den biri.

Exit mobile version